Yunanistan ekonomisi son beş yıldır nüfusun çok büyük bir bölümüne diz çöktüren bir krizden muzdarip. Krizin kökenleri Yunanistan kapitalizminin kendi iç özelliklerinin çok ötesinde yatmakta olup, Euro Bölgesi’nin (Eurozone) hatalı inşasını ve küresel finansın gelişmeleri kendi yararına şekillendirmesini de kapsar.

Krizin yönetiliş şekli de Yunanistan ekonomisini deflasyonist bir spirale sokarak sorunu iki nedenle daha da büyütmüştür: (i) borç verenlere ödeme yapmak için borç alınması ve (ii) yaraya tuz basarcasına dayatılan kemer sıkma koşulu. 2000’lerin ilk yarısında genişlemiş olan Yunanistan ekonomisinin dibe doğru derin bir dalışa geçmesi ve geçen beş yılda yaşanan ekonomik çöküşün yüküne Yunanistan halkının katlanması hiç de sürpriz olmasa gerek. Yoksulluk ve eşitsizlik gibi işsizlik de patladı.

Ekonomik ve toplumsal düzeylerde ortaya çıkan köklü değişiklikler kısa sürede siyasi düzeyde de yansımasını buldu; 2009 yılındaki seçimlerde yaklaşık olarak %5 civarında oy almış olan bir parti, SYRIZA (“Radikal Solun Birliği”nin kısaltması), 2015 Ocak seçimlerinden sonra koalisyona öncülük ederek iktidara geldi.

Yeni hükümet iktidara geldikten hemen sonra alacaklılarla müzakere ederek, süregiden insani krizin üstesinden gelecek ve büyümeyi teşvik edecek bir anlaşma sağlamaya çalıştı. Ne var ki, beş ay süren uzun müzakerelere rağmen, Haziran ayının başında ulaşılan anlaşma, bir yandan Euro bölgesi ve IMF’nin inatçılığını, bir yandan da, mevcut güç dağılımı veriyken, tek bir hükümetin Avrupa düzeyinde radikal bir değişiklik gerçekleştirmesinin güçlüklerini ortaya koydu.

Devamını okumak için buraya tıklayınız.