1950 yılı Türkiye için iki ayrı boyutta başlangıç noktası olarak düşünülebilir. Bunlardan ilki demokratikleşme sürecinin başlaması, ikincisi ise küresel ekonomiyle bütünleşme arayışlarının ortaya çıkmasıdır. Her iki boyutta da Türkiye bir miktar yol almış, ama aradan yıllar geçmesine rağmen bugün ne demokratik ne de küresel ekonomiyle başarılı bir biçimde bütünleşmiş ekonomi sıfatlarını kazanamamıştır. Bu yazının temel amacı, Türkiye’nin bu iki boyuttaki eksikliklerinin ülkenin 2001 sonrasındaki siyasal iktisadı açısından ne anlama geldiğini bir kavramsal çerçeve içinde ele almaktır. Bir ikincil amaç da, bu çerçeveden yararlanarak Türkiye’nin 2008 krizine tepkisini açıklamaya çalışmaktır.

1. Bir Başlan gıç Yılı: “1950” 1950 yılını, biraz keyfilik taşıdığını baştan kabul ederek, konumuz açısından önemli iki tarihsel eğilimin başlangıcı olarak kabul edeceğim. Bunlar demokratikleşme süreci” ve “küresel ekonomiyle bütünleşme”dir. Hemen bir yargımı baştan belirtmek isterim. Türkiye her iki boyutta da epeyce yol almıştır. Bunu yadsımak, en azından haksızlık olur. Öte yandan da, eldeki veriler, ulaşmayı düşlediğimiz hatta ulaştığımızı sanıp/varsayıp övündüğümüz düzeylerden epeyce uzakta olduğumuzu gösteriyor.

A) Demokratikleşme
14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinin Türkiye’de “seçimsel demokrasinin” işlemeye başlama tarihi olarak kabul edilmektedir. Bu tarihte tek parti döneminden itibaren iktidarda olan Cumhuriyet Halk Partisi seçimi kaybetmiş ve 1946’dan o tarihe kadar ana muhalefet partisi konumda olan Demokrat Parti iktidara gelmişti. Bu yumuşak başlangıç Türkiye’nin demokrasi yoluna hızlı ve emin adımlarla yürüyebileceği ümidini doğurmuştu. Ancak böyle olmadı. Türkiye’nin daha sonraki siyasal yaşamı büyük çalkantılar gösterdi. Baskıcı sivil iktidarlar (örneğin 1950’lerin ikinci yarısı), darbeler, istikrarsız koalisyonlar arasında yuvarlanan Türkiye, aradan 60 yılı aşın bir süre geçmesine rağmen, demokratik dönüşüm sürecini tamamlayamadı, “seçimsel demokrasi” olarak kalmanın ötesine geçemedi. Bugün, uluslararası karşılaştırmalarda, Türkiye demokratik ülkeler arasına konulmamaktadır. Bu bağlamda önemli bir sınıflama çabası olarak kabul edilen Economist Intelligence Unit (EIU) tarafından hazırlanan “demokrasi endeksinde” ülkeler dört ana grup içinde toplamaktadır. Bu gruplar i) Tam Demokrasi, ii) Aksak Demokrasi, iii) Melez Rejim, iv) Otoriter Rejim olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmada ülkeler beş boyut üzerinden değerlendirilmektedir. Bu boyutlar i) Seçim süreci ve çokçuluk (pluralism), ii) Hükümetin işlevselliği, iii) Siyasal katılım, iv) Siyasal kültür ve v) Toplumsal özgürlüklerdir (civil liberties). Türkiye, 2010 yılında, bu sınıflama içinde “melez rejim” grubuna yer almakta ve demokrasi endeksi sıralamasında yer alan 169 basamak arasında, Nikaragua ile 89.’luğu paylaşmaktadır.

Devamını okumak için buraya tıklayınız.