Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan’ın 2013 sonbaharından itibaren yaptığı özeleştiriler bu sorunu kamuoyu nezdinde daha görünür hale getirdi.

Günümüz dünyasının artık 2000’lerin başındaki dünya olmadığı daha iyi anlaşılmaktadır. Dünya ekonomisi yeni bir konjonktürel dönüşümün eşiğine gelirken, siyaset ve ekonomi alanında ülkemizde de önemli değişiklikler yaşanmaya başlamıştır. Onüç yıldır süregelen siyasi istikrarın sonuna gelen Türkiye, iktisadi alanda da bir dönüşümün başındadır. Bu dönüşümün yapılabilmesi, her zaman olduğu gibi güçlü bir siyasi liderliğe ihtiyaç duyacaktır. Ancak 7 Haziran seçimlerinden sonra ortaya çıkan siyasi tablo uzun bir süre böyle bir siyasi iradenin çıkmasının zor olacağını bizlere düşündürmektedir.

Bugün tüm dünya FED’in faiz oranlarını ne zaman arttıracağını merak ederken, en azından böyle bir artışın olacağı bir beklenti olarak ortaya çıkmıştır. Böyle bir beklentinin doğmuş bulunması faizlerin fiilen artışı kadar önemlidir. Dolar faizlerinin ne zaman artacağı tam olarak bilinmese de, böyle bir ihtimal bile dünya mali piyasalarındaki iklimi değiştirmiştir. Bu durum, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yönelen fon akımlarında yavaşlamaya ve/veya bahsi geçen artış beklentisiyle bu fonların maliyetlerinin artmasına yol açmaya yetmiştir. Oluşmaya başlayan bu yeni dönemde, eskisi kadar bol olmayan, olanına da erişimin zorlaştığı mali kaynakların nasıl kullanılacağı geçmişte olduğundan çok daha önemli hale gelmiştir.

Devamını okumak için buraya tıklayınız.