Öncelikle İktisat ve Toplum dergisine şu elinizdeki yazıyı yazarken kendi arka bahçesinden uzak, pusulası merak, buldukları henüz yarım yamalak bu uluslararası iktisatçıya düşüncelerini siz okuyucuyla paylaşma vasıtası olduğu için teşekkür ediyorum.

Burada, iktisadi bir bakış açısıyla değerlendirmek istediğim ayak izleri, silinmeleri denizin insafına kalmış, sahilde bıraktığımız cinsten olanlar değil. Niyetim, sizinle silinmesi hayli zor ekolojik ayak izlerimizle ilgili yapmış olduğum, beni şaşırtan bir iki alıştırmayı paylaşmak.

Bundan iki yıl kadar önce, bir zamandır uluslararası ticaret yazınını kasıp kavuran heterojen firma modellerinin temel taşı niteliğindeki verimlilik değişkeninin doğru hesaplanıp hesaplanmadığı sorusunu cevaplamak üzere bilmediğim sularda seyretmeye başladım. Bunda, o zamanlar aynı bölüm koridorunu paylaştığım, verimlilik yazınının iki duayeninin, Shawna Grosskopf ve Rolf Färe’in, verdiği cesaretin de büyük payı oldu. Uluslararası ticaret yazınında da verimliliğin sadece iyi çıktıyı değil, üretilen atık gibi, sebep olunan hava kirliliği gibi kötü çıktıları da göz önüne alması gerektiği düşüncesiyle uzun soluklu, mikro veriye dayanan bir araştırmaya başladım ve halen de devam etmekteyim.

Fakat mikro veriyle çalışmak zahmetlidir, emek yoğundur, yorucudur. İnsanda makro çalışma arzusu uyandırır. İşte öyle zamanların birinde kötü çıktının en kompozit ölçütünü aramaya koyuldum. Ekolojik ayak izi kulağıma çalınmıştı bir yerlerden. Bir Google taraması yaptığımda çıkan 3 milyonun üzerinde sonuç konuya olan ilgiyi belgelemek adına yüreklendirici fakat konuya dair bilgisizliğimi gün ışığına çıkarmak adına içler acısıydı. Neler yapılmamıştı ki? Kimler kullanmamıştı ki bu ölçütü? Avrupa Birliği’nden, çevreci yapılanmalara, haber kanallarından, ortaokul çocuklarına kadar karma bir kitle tarafından kullanılmış ve hatta internette kişisel ayak izi hesap makineleri dahi oluşturulmuştu.

Devamını okumak için buraya tıklayınız.