Dünya ticaret çevrelerinin karşılaştığı kayda değer güçlüklerden biri de gelişmekte olan ülkelerin, özellikle de en az gelişmiş ülkelerin (EAGÜ), uluslararası ticaretten ve bunun katkıda bulunduğu ekonomik büyüme ve kalkınmadan nasıl faydalanacağının teminiyle ilgilidir.

İktisatçılar, uluslararası ticaretin ekonomik büyüme ve kalkınmayı destekleyen bir unsur oluşunun önemi üzerinde saygı uyandıran bir görüş inşa etmişlerdir. Uluslararası Ticaret ve İstihdam Ortak Girişimi’nin (ICITE) yakın tarihli bir raporunda, küreselleşme, ticaret ve emek piyasaları arasındaki çetrefilli etkileşimler mercek altına alınmış ve ticaretin sadece büyümeyi teşvik etmekte değil, aynı zamanda istihdamı iyileştirmekte de güçlü bir rol oynadığı sonucuna varılmıştır.

Çok sayıda iktisadi çalışmada, [görece] daha açık dış ticaret politikalarını seçen ekonomilerin dış ticarete kısıtlama getirenlerden daha iyi performans gösterdiği saptanmıştır. Ekonomilerini dışa açmaya karar veren ülkelerin (1960’larda Kore Cumhuriyeti, 1970’lerde Şili ve 1990’larda Hindistan) olumlu deneyimleri ve bu bağlamda büyüme performansları sıklıkla anılmaktadır.

Ticaretin serbestleştirilmesi, rekabetçi bir iş çevresi yaratarak iktisadi kaynakların etkin tahsisini teşvik edebilir, hasılayı ve üretkenliği geliştirebilir ve toplam refah kazançlarını artırabilir. Tarihten alınan dersler gayet açıktır: Uluslararası ya da yurtiçi ticaretin önünde sıkı engeller varolduğunda, iktisadi büyüme de kösteklenmiştir. Bundan dolayıdır ki, kalkınma çabalarında başarı sağlayanlar genellikle daha açık ve ihracat-odaklı ekonomiler olmuştur. Ancak dış ticaretin serbestleştirilmesi tek başına yeterli mucizevi bir çözüm değildir; öyle ki, iktisadi büyüme ve kalkınmaya katkıda bulunabilmesi için dış ticaret politikalarına tamamlayıcı yurtiçi politikaların eşlik etmesi gerekir.

Devamını okumak için buraya tıklayınız.