Anayasa değişikliği için yapılan referandumun üzerinden birkaç hafta geçince daha sağlıklı değerlendirmeler gelir diye ummuştum. Ancak bu yönde yazı kaleme alan çok az kişi oldu. Taraflar mevzilerini korudular. Görsel medyadan zaten böyle bir duruş beklemek anlamlı değildi,

Nitekim öyle de oldu. Yüksek seçim kurulunun açıklamasına göre anayasa değişikliği için halkımızın %51,41’i evet derken, %48,59’u hayır oyu kullandı. Ancak bu sonuç ülkemizin siyasi tarihine tartışmalı bir referandum olarak geçecek. Bunun da sorumlusu elbette Yüksek Seçim Kurulu’dur. Keşke ne YSK, ne de evet oylarına sevinen kesim bu sonucu kabul etmese idi.

Demokrasimizin geleceği için daha anlamlı bir davranış olurdu. Bu kısa çalışmada referandum sonuçları
ekonomi politik bakış açısı ile değerlendirilecektir.

Neden Ekonomi Politik?
Son yıllarda yazdıkları ile dikkat çeken T. Piketty ekonomi politik ile ilgili olarak 21. Yüzyılda Kapital adlı
kitabında şöyle diyor: “Ben ekonomiyi tarih, sosyoloji, antropoloji ve siyaset bilimi gibi sosyal bilimlerin
bir kolu olarak değerlendiriyorum.
Ekonomi bilimi ifadesinden pek hoşlanmıyorum, bana aşırı derecede küstahça geliyor, zira bu ifade ekonominin diğer sosyal bilimlerden daha bilimsel olduğu gibi bir iddiayı taşıyor. Ben daha çok “ekonomi politik” ifadesini tercih ediyorum, modası geçmiş gibi görünse de, sosyal bilimler içinde ekonominin kendine özgü ve kabul edilebilir tek farkını güzel yansıtıyor: Bu fark, ekonominin politik, normatif ve ahlaki hedefleri olmasıdır” (Piketty, 2014:628).

Devamını okumak için tıklayınız-OFC