Türkiye’de ilk çalışmaları doksanlı yılların başında yapılan sağlık sisteminin dönüşümü programı özellikle 2002 sonrasında AKP hükümetleri eliyle hızlandırılmış, 2010 yılından bu yana da eski kamu ağırlıklı sistemin tümüyle özel ve piyasa ağırlıklı bir sisteme evrilmesi sağlanmıştır.

Kamuoyuna ağırlıklı olarak ‘paragöz doktorlar’, ‘vatandaşın istediği hastaneye gidip, istediği profesöre muayene olabilmesi’ gibi sloganlarla pazarlaması yapılan yeni sağlık sistemi özünde topluma verilecek sağlık hizmetinin devletin yükümlülüğünden çıkarılıp, bireyin kendi sorumluluğuna ve gücüne bırakılmasını sağlayacak bir dönüşümü hedefliyordu. Yani tam da artık çürüdüğü ve içinden çıkılmaz hale gelerek toplum sağlığını tehdit ettiği için Obama tarafından değiştirilmek istenen Amerikan tipi piyasacı sağlık sisteminin Türkiye’ye yerleştirilmesi süreciydi.

Bu süreç hemen hemen hedefine ulaşmış durumda. Kamu hastaneleri özelleştirilmeye hazırlanmak üzere artık CEO’lar tarafından kar amaçlı işletme mantığına göre yönetilecek. Son rötuşlarını da Yüksek Öğretim yasası’nda yapılacak değişikliklerle tamamlayarak, sağlık hizmetinden devletin payını ve sorumluluğunu tümüyle kaldıracak bir yapı oluşmak üzere.

Sağlık hizmetinin bir kamu hizmeti olarak kabul edilmesi ve devletin bu hizmeti sağlamakla yükümlü tutulması, 2. Dünya savaşı sonrası Avrupa kıtasında yükselen sosyal demokrat hareketlerin bir kazanımıydı. Tabi Sovyetler ve başta Küba olmak üzere diğer sosyalist devlerin eğitim ve barınma gibi sağlık hizmetini de devletin yükümlü olduğu bir kamu hizmeti olarak görmesinin bu değişimde rolü büyüktü.

Devamını okumak için buraya tıklayınız.