Yunanistan’ın borcunun yeniden yapılandırılma sürecine bakıldığında, bu sürecin maliyetinin paylaşılmasına Yunanistan’a borç verenlerin, bir başka deyişle merkez ülkelerin büyük bankalarının da eklendiği gözlemlendi.

2010’un ilk yarısında Yunanistan ile kendini duyuran Avrupa borç krizi kısa bir süre içinde İrlanda ve Portekiz gibi diğer çevre ülkelere de sıçradıktan sonra artık Avrupa’nın İtalya gibi büyük ekonomilerini de etkilemeye başladı.

Kısaca hatırlatmak gerekirse; 2007 ortalarında ABD konut piyasasında ortaya çıkan kriz, konut kredileri üzerinden yaratılan farklı finansal türev araçlarının bir çok Avrupa bankasının portföyünde yer almasından dolayı kısa sürede Avrupa’da da etkisini gösterdi. Avrupa Merkez Bankası (AMB) özel banka bilançolarını iyileştirmeye yönelik ilk önlemlerini aldığında, bu krizin şiddetinin Amerika’daki kadar olmayacağı üzerine bir çok politikacı hemfikirdi. Gözden kaçan ise, AB hükümetlerinin hem kendi finansal sektörlerini kurtarmak hem de durgunlaşan ekonomilerini canlandırmak için artırdıkları harcamalarının yaratacağı borç yükü idi.

Önce Yunanistan, ardından da İrlanda ve Portekiz’de ortaya çıkan yüksek bütçe açıkları ve bunun doğal sonucu olan kamu sektörü borç stok artışları finansal piyasalarda risk olarak algılanmaya başlandı. Bu süreci hızlandıran başka bir etken ise, spekülatif hareketlerin de etkisiyle adı geçen ülke tahvillerinin sigorta primlerindeki (CDS) aşırı yükselmeydi. Piyasalardan borçlanmanın hızla artan maliyeti karşısında ise bu ülkelerin tek çaresi AB’nin merkez ülkeleri tarafından şekillenecek destekler oldu.

Devamını okumak için buraya tıklayınız.