“Kurumlar toplumun teşvik yapısını belirler. Bu nedenle, ekonomik ve politik kurumlar ekonomik performansın temel belirleyicileridir.” (North, 1994: 359)

GİRİŞ
Kurumsal kalite ve ekonomik performans arasındaki ilişki 1990’ların ilk yarısından bu yana iktisatta önemli bir ilgi odağı haline geldi ve bu ilgi devam ediyor. Bu ilgi patlamasının arka planında üç gelişme söz konusuydu. Birincisi, çöken Sovyet sisteminin arkasında bıraktığı kurumsal boşluk ve bu boşluğun vurgun ve yolsuzluklarla birlikte neden olduğu ekonomik felaketler. Coase’nin (1992: 714) Nobel ödülü konuşmasında belirttiği gibi, Rusya ve Doğu Avrupa’daki geçiş süreci ana-akım iktisat analizine kurumsal etmenlerin katılmasının artık ertelenemez bir gereklilik haline geldiğini ortaya koymuştu.

İkinci gelişme, düşük gelirli ülkelerle zengin ülkeler arasındaki gelir eşitsizliğinin devam etmesi, hatta aradaki farkın giderek büyümesiydi. Neo-klasik iktisadın gelir yakınlaşması (convergence) öngörüsünün tam tersi olan bu durum Dünya Bankası’nı bile kurumsal kaliteye öncelik vermeye yöneltti. 2002 yılı Gelişme Raporu’nda, Dünya Bankası 21nci yüzyılın en büyük sorununun ‘etkin piyasa kurumları’ için gerekli talebin yaratılması ve bu talebi karşılayacak arzın gerçekleşmesi olduğunu belirtmek zorunda kalmıştı.

Üçüncü gelişme, ulusal gelir artışıyla ülke içi gelir eşitsizlikleri arasındaki ilişkinin Kuznets’in çan eğrisinin tersine, bir U eğrisi izlemeye başlaması. Yani belirli bir ulusal gelir düzeyinden sonra, ülke içi eşitsizlik azalmak yerine artmaktadır. Halen sürmekte olan bir araştırma projemiz bunun OECD ülkeleri için geçerli olduğunu gösteriyor ve bu ilişki muhtelif model spesifikasyonlarında değişmiyor. Bunun da ötesinde, 1995’ten sonra ortalama gelirden bağımsız olarak, ülke içi gelir eşitsizliği zaman içinde artıyor. Ayrıca, gelir dağılımının eşitsizleşmesi ile emeğin ulusal gelirden aldığı payın azalması arasında da bir ilişki sözkonusu.

Devamını okumak için buraya tıklayınız.