2008 yılından bu yana, gelişmiş ekonomilerin büyük bir kısmı, özellikle ABD ve AB, spekülatif kredi ve yatırımların tetiklediği krizle cebelleşip, makul ve kararlı bir büyümeye geçemez ve hatta ikinci bir daralma (recession) riskiyle karşı karşıya kalırken; yükselen (ve gelişmekte olan) ekonomilerin büyük bir çoğunluğu, 2008-2009 arasındaki kısa bir süre dışında, bu krizin olumsuz etkilerine rağmen oldukça hızlı bir büyüme sağlayabilmişlerdir. Bu husus, yükselen ekonomilerdeki büyümenin gelişmiş ekonomilere olan bağımlılığının önemli ölçüde azaldığı, bir anlamda dünya ekonomisinin bir çift şeritli yola oturduğu; iç şeritteki ağır vasıtalar yavaş yavaş, yalpalayarak gitse bile, dış şeritteki yükselen ekonomilerin makul bir hızda, kararlı bir şekilde yollarına devam edebilecekleri yönünde görüşlere yol açmıştır. Buna göre, ABD ve/veya AB ekonomileri ikinci bir daralmaya girse bile, başta Çin ve BRICS olmak üzere yükselen ülkelerdeki hızlı büyüme, dünya ekonomisini büyük ölçüde ayakta tutabilecektir. Bu büyüme ayrışması (decoupling) ya da çift şeritte seyreden dünya ekonomisi (two-track world economy) tezini değerlendirebilmek için, önce ABD ve AB’deki krizin ciddi olumsuz etkilerine rağmen yükselen ekonomilerin nasıl olup da hızlı büyümeyi başardıklarını, bunların gelişmiş ekonomilere bağımlılığının hangi alanlarda ve ne ölçüde azaldığını araştırmak gerekir. Gerçekte bu büyüme ıraksaması (divergence) yeni yüzyılın başından beri gözlenen bir olgudur. 1980’lerden 2000’li yıllara kadar, yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerdeki büyüme, gelişmiş ekonomileri ortalama olarak 1-1,5 puan kadar aşarken, bu fark 2000’lerde, krize kadar olan dönemde, 5 puana kadar çıktı –bunun nedeni gelişmiş ekonomilerin yavaşlaması değil, yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerin hızlanmasıydı. 2008-2009 yıllarında bu fark, yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerdeki büyüme kayıplarına rağmen, ABD ve AB’deki daralmalar nedeniyle daha da artarak 6 puanı geçti. IMF’nin en son projeksiyonları, gelişmiş ekonomilerde yeni bir daralma öngörmemesine rağmen, bu büyüme farkının önümüzdeki yıllarda da kriz öncesine yakın bir düzeyde korunacağı yönünde.

Devamını okumak için buraya tıklayınız.