Türkiye’de büyüme 2008’de durma noktasına gelirken, ekonomi 2009’da ağır bir şok yaşayarak küçüldü, 2010-2011 dönemindeki hızlı büyümenin ardından 2012 yılında ciddi ivme kaybı yaşandı. Üstelik İran’dan yapılan doğal gaz ve petrol ithalatının altın ile ödenen faturası, kalem oynatılarak altın ihracı olarak gösterilmeseydi, büyümenin %1 dolayında kalması da muhtemeldi. 2013 ve gelecek bir kaç yıl için büyümede kayda değer bir artış beklenmediğini de biliyoruz. Bu süreçte devlet bütçesi ve bütçe/maliye politikası nasıl şekillendi? İçinde bulunduğumuz yıla ilişkin nasıl bir bütçe oluşturuldu?

Soruların yanıtlarken, bilinenleri tekrarlamak pahasına, devlet bütçesinin ekonomik konjonktürden bağımsız olmadığını, sosyal ve makroekonomik hedefler ile değişkenlerin seyrine ilişkin öngörülerin dikkate alınması gerektiğini vurgulayalım. Yazının başlığında yer alan “kırılgan büyüme” terimi, aşılması bugünden yarına olmayan küresel krizin, özellikle de Avro bölgesi krizi ve Türkiye ekonomisinin yapısal özellikleri ile kırılganlıkların bütçe üzerinde belirleyici ve yönlendirici etkiler yarattığını çağrıştırmaktadır. Kuşkusuz bütçe odaklı bir yazı söz konusu olduğu ölçüde yukarıda kısaca belirtilen hususların salt bütçe ve bütçe/maliye politikası ile olan bağlantıları dikkate alınacaktır. Bu nedenle kriz ve makroekonomik politikanın makalenin ana tematiğini oluşturmadığını vurgulamak gerekiyor.

Devamını okumak için buraya tıklayınız.