Neo-liberal küreselleşme politikaları dünya ölçeğinde ekonomileri yeniden yapılandırırken, işgücü piyasalarını da yeniden
yapılandırıyor. Büyüme ile istihdam arasındaki nedensellik ilişkisi koparken, işgücü piyasası güvencesiz hale geliyor.

Neo-liberal iktisatçıların iddia ettiği gibi kapitalizmde işsizliğin nedeni işgücü piyasasındaki katılıklar, yüksek işgücü maliyetleri ve güçlü sendikalar değildir. Ya da çalışmaktan hoşlanmayan tembel, aylak sınıflar hiç değil. Kapitalizm ontolojik olarak işsizlik üretir, işsizliğe ihtiyaç duyar, işsizliğin olmadığı bir kapitalizm fanteziden ibarettir.

Üretimde sermaye yoğun, yüksek teknolojiler kullanıldıkça makine emeği ikame eder, işsizlik artmaya başlar. İşsizler yedek işgücü ordusuna katıldıkça bu kez devrevi üretim fazlası/ eksik tüketim krizleri gündeme gelir… Kısaca, kapitalizm herkese iş yaratma kapasitesinden yoksundur.

İçerisinde geçmekte olduğumuz Neo-liberal küreselleşme sürecinde ise genel tabloyu şu şekilde özetlemek mümkün: Uygulanmakta olan finansal birikim rejimi ekonominin üretim kapasitesini aşındırıp üretken olmayan sektörler ağırlık kazandıkça istihdam kapasitesi daha da aşınır. Özellikle çevre ekonomilerde sermaye hareketlerinin neden olduğu finansal krizler düşen üretim ve artan işsizliğe neden olur (reel kriz). Sosyal devletin aşındığı bu yıllarda işsizler/işgücü piyasası esnekleşme adı altında neo-liberalizmin orman yasalarına terk edilirken, asgari ücret birçok sektörde giderek temel ücret olmaya başlar… yer, yer kanlı Taylorizm (özellikle çocuk emeğinin vahşice sömürülmesi) gözlenir. Reel sosyalizmin çözülmesinin de etkisiyle kapitalizm aslına (vahşi/ilkel) rücu eder, emek ve bölüşüm karşıtı politikalar giderek zemin kazanır.

Yazının devamını okumak için buraya tıklayınız.