İktisat, en azından yerleşik tanımında, insanların isteklerini tatmin etme özelliğini taşıyan malların (ya da hizmetlerin) üretimi, tüketimi ve bölüşümü ile, bu malları üretmek için kullanılan kaynakların değişik üretim alanlarında nasıl kullanılacağıyla ilgilenen bir disiplin. Böyle bakıldığında ise, malların istekleri karşılama özelliklerinin, yani faydanın iktisadın temelinde yeraldığı açık. Başka bir deyişle yerleşik iktisat, mutluluğun kaynağını insanların tüketim yoluyla elde ettikleri tatmin ya da genel olarak haz duygusunda bulur; kişi ne kadar çok tüketirse, o kadar haz duyacaktır. En temel hedefi, nasıl olursa olsun hazza ulaşmak olan “rasyonel iktisadi insan” (homo oeconomicus), kendi faydasından başka bir şeyi düşünmeyen, çalışmaktan hoşlanmayan, kendisinden başkasını sevmeyen, mutluluğa ulaşmak için hem çevresindeki doğayı, hem de hatta başka insanları yalnızca birer araç olarak gören bencil bir varlıktır. Bu yüzden iktisat bakımından tatmin ya da haz duygusu, daha çok malların alınıp satıldığı piyasalar bağlamında değerlendirilebilecek olan, başka deyişle piyasa toplumu içerisinde duyumsanabilir görünmektedir. Bu bakışın bir başka sonucu da, bir “tüketim toplumunun” yaratılmasının, insanların mutluluğunu artımasının tek olmasa da en önemli yolu olduğudur. Bu yazıda da, haz duygusu ile piyasa toplumu arasındaki ilişkiler ele alınacak, bunun için de önce iktisadın benimsediği insan tipi ele alınacak, sonra da, piyasa sisteminin insan mutluluğunun sağlanması konusunda yarattığı olanak ve sorunlar irdelenecektir.

Devamını okumak için buraya tıklayınız.