KÜRESEL KRİZE DEVAM

Dünya son yirmi yıldır bir türlü soluklanamadı. Siyasal ve ekonomik krizler arka arkaya geldi. Ortadoğu’dasavaş güçleniyor. ABD’de Başkan Trump ümidini “yeni korumacılık” adı altında yeni Merkantilizme bel bağlamış durumda.  Serdar Sayan bu sayıda Trump’ın bu politikasını ele aldı. Serdar Sayan’ın yazısı kısa, fakat önemli.

Trump’ın görmediği bir olgu var. O da, gelir dağılımı bozukluğu bırakın çevre ülkeleri, içinde ABD’nin de olduğu merkez ülkeleri bile tehdit ediyor olmasıdır. Thomas Piketty ve arkadaşları Mart ayında yaptıkları bir çalışmanın özetini “ABD’de Ekonomik Büyüme: İki Ülkenin Hikayesi” başlığı ile yayımladılar. Eşitsizlik had safhada.

Eşitsizliğin bu kadar arttığı bir dünyaya barışın gelmesi, liberal demokrasilerin yaşaması zor. Bu ortamın dünyada küreselleşmenin egemen olduğu bir dönemde oluştuğu düşünülürse, küreselleşme demek kriz demektir diyebiliriz.

Küreselleşmeyi Post-modern düşünce etrafında toplananlar çok sevmişlerdi. Bu düşüncede olanlar dünyada etnik-dinsel çatışmaları, ayrışmaları körüklediler, üstelik bunu özgürlük ve çoğulculuk adına yaptılar. Bu süreçte uluslararası sermayenin önünü açan iktisat politikalarına destek vermekten geri durmadılar, nimetlendiler. Türkiye’de bunu bazıları eski sosyalist şapkası ile, kimi İslamcı şapkası ile, kimileri de milliyetçi şapkası ile yaptılar. Aslında onlar, hiçbiri idi ancak halk bunu anlamadı. Hâla bunlar ekranlarda, gazete köşelerinde, üniversitelerde, bürokraside ve tabii ki en çok da iş dünyasında boy gösteriyorlar. Yine etnik, dinsel kimlikleri kaşıyorlar. Sonuçta ülke ikiye, hatta üçe bölündü diyebiliriz. Bölünme siyasal olduğu kadar iktisadidir.

TUİK’in Aralık 2016 dönemi işgücü istatistiklerine göre işsizlik oranı %12,7’ye ulaşırken, birçok ülkenin nüfusu kadar 3 milyon 872 bin kişilik bir işsizlik ordusu yaratıldı. Üstelik bu rakam, işgücü piyasasına katılanların 4 milyon 565 bin kişisi kendi hesabına çalışmasına rağmen ortaya çıktı. Halkın serbest meslek dediği bu kişiler aslında eksik istihdamda, yani çalışanla-işsizlik arasında gidip geliyorlar. İşgücünde daha vahim veriler de var: 11 milyon 71 bin kadın ev işleri ile meşgul olduğu için işgücü piyasasına girmiyor.

Bitmedi: 15-24 yaş grubundaki kadınlarımızın %34,4’ü ne işte, ne de eğitimde. Yani eve kapatılmış durumdalar. Bu tabloya rağmen TUİK, Türkiye ekonomisini 2016 yılında %2,9 büyüdüğünü açıkladı. Tüm iktisat teorilerinde istihdam ile milli gelir arasında doğrusal ilişki olduğu anlatılırken, TUİK bu işsizliğe ve işgücüne katılma oranına rağmen GSYH’da harika oranlar açıkladı. Galiba umut vermek için. Ancak bu da TUİK’in görevi değil.

Büyüme oranı sorunlu, geçen sayımızda bunu vurgulayan yazılar yayımlamıştık. Devam ediyoruz Osman Aydoğuş tüm yoğunluğuna rağmen konunun üzerine gitti, yaptığı çalışmayı İTD’ye gönderdi. Sevgili Osman’a teşekkür ediyorum. Bu yazı ile birlikte diğer yazıları da beğenerek okuyacağınızı ümit ediyorum.

Türkiye yukarıda kısaca değindiğimiz bu karmaşık ortamda referanduma gidiyor. Büyük bir olasılıkla dergiyi elinize aldığınızda sonuçlar belli olmuş olacak. Umarım halkımız geleceğimizi oyladığımızın farkında olarak tercihini yapmış olur.

Sevgiyle ve okuyarak  kalın.

Ömer Faruk Çolak