EKONOMİ, DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK

Dünya yeni bir dönemden geçiyor. Türkiye de bundan payını alıyor. Rahatlıkla söyleyebiliriz ki, ekonomide yaşanan kriz sadece iç dinamiklerden kaynaklanmıyor, dış dinamiklerin de bunda payı var. Dünya ihracatının sekiz çeyrektir düşüyor olduğunu söylemek, sanırım bu savımız için bir gösterge olur.

Türkiye’nin diğer ülkelerden daha fazla sorun yaşamasının arka planında kurumsal yapılanmasının son yıllarda ciddi bir çöküş içerisine girmesidir. Eğitimden, yargıya, yasamadan, yürütmeye sistemde çöküş eğilimi güç kazandı. Bunun nedeni parlamenter sistemdir diyenler haklı imiş gibi yüksek sesle konuşuyorlar. Ancak diğer ülkelerin ve Türk demokrasisinin geçmiş deneyimleri gerçeğin böyle olmadığını gösteriyor. Tam aksine parlamenter sistemin önündeki engellerin kaldırılması ülkeleri ekonomik ve siyasal açıdan rahatlatıyor. Bunun en yakın örnekleri olarak Türkiye’de 1991-1995 ve 1999-2002 yılları arasındaki koalisyon dönemlerini verebiliriz. Siyasal yapılanmanın tekleşmesi sorunları artırıyor ve çözüm üretmek imkansız hale geliyor. Türkiye’de 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında parlamenter sistemin geleneklerine uygun bir süreç yaşanabilse idi, bugün yaşadığımız korku ve güvensizlik ortamı olmayacaktı. Daha fazla demokrasi ve özgürlük, darbelerin ve terörün en büyük düşmanıdır. Çünkü her ikisi de otoriter yapılanmalarda kendilerine zemin bulmaktadır.

Bu söylediklerimizin Türkiye’de kabul görmediği bir sürecin içine girmiş durumdayız. Tam aksi söylem egemen konuma gelmiştir. Anayasada yapılmak istenen değişiklikler de bu temelden hareketle kendine mevzi ve taraftar bulmaktadır. Terör eylemleri, başarısız darbe girişimi de bu söylemi haklı çıkartacak olgular olarak görülmelidir. Dikkat edilirse yaklaşık iki yıllık dönem Türkiye için iktisadi ve sosyal açıdan oldukça yüksek maliyetli olmuştur. Anayasa değişikliği eğer bu hali ile yasalaşırsa, maliyet daha da artacaktır. Dolayısıyla da yanlıştan dönülmenin süresi uzun, bedeli ağır olacaktır.

Haziran 2016 sonrasında Türkiye ekonomisi hızla düşüşe geçmiştir. TUİK’in GSYH hesaplama yöntemini değiştirmesi bile sonucu etkilememiştir, ekonomi %1,8 küçülmüştür. Diğer yandan Türkiye 2016 yılını %8,53’e ulaşan bir enflasyon oranı ile kapatırken, Eylül ayı itibari ile işsizlik oranı da %11,3’e kadar tırmanmıştır.

Bütçe vergi affı ile toparlanmış gözükse de, mali istikrar üzerinde şüpheler bulunmaktadır. Türkiye 3,5 milyon mültecinin yükü ve terörün maliyeti altında ezilmeye başlamıştır. Artan silah harcamaları Samuelson’un meşhur İktisat kitabındaki örnekte olduğu gibi daha az tereyağı tüketmemize neden olmaktadır. Gündem böyle olunca biz de bu sayımızı işsizlik, göç ve büyüme ağırlıklı hazırladık.

İTD her geçen gün ilgi odağı olmaya devam ediyor. Artık dergimize yazı akmaktadır. Tüm okuyucularımızdan önerilerini beklemekteyiz. İTD’yi bulmakta sıkıntı çekenlere abone olmalarını öneriyoruz.

Tüm olumsuzluklara rağmen, Nazım’ın dediği gibi “yaşamak güzel şey”.

Okuyarak ve sevgiyle kalın.
Ömer Faruk Çolak