SURİYELİ MÜLTECİLER

Türkiye’deki ekonomi gündemi ile dünyadaki gündem birbirinden ayrışmış durumda. Dünyada büyüme, borç ve işsizlik gibi sorunlar ana gündemi oluştururken, Türkiye gündemini terör, Suriyeli mülteciler ve çocuk sayısı gibi tartışmalar dolduruyor.

Tüm bu tartışmalar ekonomiyi unuttursa da, aslında sorunların temelinde yine ekonomi bulunmakta. Türkiye’de kişi başına düşen GSYH on bin doların altına geriledi, üstelik bu gelir de adaletsiz dağılıyor. OECD ülkeleri içinde gelir dağılımındaki eşitsizlikte; Türkiye, Meksika ile birlikte sonunculuğu paylaşıyor. Dolayısıyla OECD ve AB üyesi ülkeler arasında Türkiye’yi kıskanan yok. Çünkü bizim kıskanıyorlar yargısı için örnek gösterilen metro ve havaalanı gibi yatırımları bu ülkeler epeyce bir yıl önce yapmıştı. Örneğin Berlin metrosu 1902’de, New York metrosu 1870’de, Paris metrosu 1900’de, Londra metrosu 1863’de yapıldı. Yani kıskanılacak bir durum yok. Ancak GSYH pastası küçüldükçe, adil paylaşılmadıkça ekonomik ve sosyal sorunlar büyüyecek. Bunların yaratacağı yapılanmanın gelecekteki maliyeti de çok yüksek olacak.

Elbette Türkiye’nin başı çektiği alanlar da var. Örneğin Türkiye dünyada en fazla mülteci barındıran ülke. Bunun tüm yükü de Türk halkının üzerine kaldı. Biz de bundan dolayı bu sayıda Suriyelilerin yükünü kapak konumuz yaptık. Oğuz Esen ve Ayla Oğuş Binatlı’nın çalışmaları sanırım konuya açıklık getiriyor.

Türkiye yeni bir anayasa yapmaya çalışıyor. Hedef; ülke yönetiminde, belki de rejiminde değişiklik yapmak. Ancak bu konuda toplumsal uzlaşma yok. Yani kimin anayasası kabul edilirse edilsin, halkın yüzde ellisi bundan memnun kalmayacak. Anayasalar toplumsal uzlaşma metinleri olmak zorundadır. Tersi durumda uzlaşmayı değil, çatışmayı satın almış olursunuz. Bu tür toplumlar sonunda otoriterizme teslim olur. Mustafa Pirili konuyu İTD için yazdı.

İTD bu sayısında da yine önemli çalışmalarla karşınızda. Katkı veren tüm yazarlarımıza teşekkür ederiz.

Sevgiyle ve okuyarak kalın,
Ömer Faruk Çolak