FATİH PROJESİNİN TARİH DERSİNDE DE HALA “YAKIN ÇAĞ”I MI İDRAK EDİYORUZ? acaba diye merak ettim geçenlerde. Ben ilkokul, ortaokul çağlarındayken tarih ilk çağ, orta çağ, yeni çağ falan diye giden bir sınıflama çerçevesinde anlatılırdı. O zaman içinde bulunduğumuz döneme de yakın çağ dendiğini öğrenmiştik. Yazıya başlarken internette hızlı bir arama yapıp (aslında Avrupa tarihi için yapılmış olan) bu sınıflamanın hala değişmediğini görünce şaşırdım açıkçası. Yani şimdilerde ilköğretim okuluna giden çocuklar da, Sosyal Bilgiler derslerinde tarihsel çağları tıpkı bizim zamanımızdaki gibi sınıflıyor. Fatih Projesi başladı. Sosyal Bilgiler dersi tablet bilgisayar kullanarak okutulacak; ama içinde bulunduğumuz çağ, hala yakın çağ olacak. Bütün bu iletişim, internet vs. devrimine karşın, ta benim çocukluğumdan bu yana bir yakın çağı atlayamadıysak, işimiz var yani. Tarihçileri göreve çağırıyorum: Bu yakın çağı değiştirmenin zamanı geldi de geçiyor bence.

Tamam, adı üstünde çağ bu. Öyle zırt pırt değişmeyeceğinin farkındayım. Koskoca tarihî evrelerin bir-iki kuşak içinde değişmesi şart diye bir kural da yok tabii ki. Yalnız bizim kuşağın gördüklerini/yaşadıklarını da yabana atmamak lazım diye düşünüyorum. Bu görüp yaşadıklarımızı düşününce, ta 1789 Fransız İhtilali’nden bu yana hala yakın çağda olmak bana biraz tuhaf geliyor doğrusu. Öncesini bir kenara bırakıyorum; ama son 20-25 yıldır yaşadıklarımızda yakın çağı kapatıp başka bir çağı başlatacak önemde bir şey olmadığı fikrini kabul etmekte zorlanıyorum açıkçası.

Gayet kişisel bir karşılaştırma ile başlayayım. Bana içinde bulunduğumuz tarihsel dönemin adının yakın çağ olduğunun öğretildiği 1970’li yıllar, hem Berlin Duvarı hem de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dimdik ayakta olduğu ve Soğuk Savaş’ın bütün şiddetiyle sürdüğü; Avrupa Birliği’nin yerinde, Ortak Pazar (yahut AET) denen ilkel bir bölgesel entegrasyonun olduğu; şimdiki AB üyelerinin Avro diye bir ortak para kullanmak şöyle dursun, büyük bölümünün ülke bile olmadığı; Çin’in başında, ülkeyi uluslararası ticarete ve her türlü piyasa faaliyetine kapamak isteyen Mao’nun olduğu yıllardı. Zaten biz de bu yeni çağ, yakın çağ vs. sınıflamasını kara tahta ve tebeşir yardımıyla işlenen Sosyal Bilgiler dersinde öğrenmiştik. Ben, o sıralar, televizyon yayını kapsamındaki Ankara’da yaşayan ve evinde TV olan nispeten şanslı azınlığın bir mensubu olarak, haftanın bazı günleri okuldan, o akşam TRT’nin yegâne kanalında 3-4 saat (tabii ki siyah-beyaz) yayın olacağını düşünüp heyecanlanarak çıkma ayrıcalığına sahiptim. Televizyonumuz vardı; ama yıllarca süren sıra bekleme faslını bitirip evimize telefon bağlatabilmiş miydik, emin değilim. Bilgisayarın ne olduğunu ise bilmezdik. Kelime dilimize bile girmemişti henüz.

Devamını okumak için buraya tıklayınız.