Günümüzde davranışsal iktisadın, iktisat teorilerinin varsayımlarını daha gerçekçi psikolojik temellere oturtarak standart iktisat teorilerinin açıklama gücünü arttırdığı yönündeki görüş büyük bir çoğunluk tarafından kabul görmektedir. Buradan hareketle psikolojik temeller üzerine kurulu varsayımların ve modellerin (teorilere derinlik kazandırarak) ekonomik davranışları daha sağlıklı analiz edeceğine, daha güçlü tahminlerde bulunulabileceğine ve daha iyi iktisat politikalarının ortaya çıkabileceğine inanılmaktadır.

Ancak çok değil, yakın geçmişe kadar davranışsal iktisat bir alan olarak ortada yoktu. Klasik dönemde Smith, Mill, Bentham, yakın dönemde ise Duesenberry, Galbraith, Liebenstein gibi önemli isimlerin çalışmalarında psikolojik faktörler yer alsa da iktisatçıların büyük bir çoğunluğu psikoloji’ye karşı kuşkucu ve mesafeli bir yaklaşım sergilemekteydi. Pek çok iktisatçı psikolojik kısıtların modellenmesine gerek olmadığını düşünmekteydi. O halde bu noktaya nasıl geldik? Bu yazıda klasik dönemden günümüze iktisat ve psikoloji arasındaki bazen güçlenen, bazen kopma noktasına gelen ilişki incelenmektedir.

Devamını okumak için buraya tıklayınız.