“Avrupa ülkelerinde en önemli süregelen konulardan birisi etnik gruplar ve etnisite ile devlet arasındaki ilişkidir. Temelde Avrupa ülkelerinin çoğu hem eski azınlıklardan (İspanyadaki Basklar gibi) hem de göçmenlerden (Almanyada’ki Türkler gibi) oluşan şahıs devletlerdir. İskandinavya’daki Sami azınlığın olduğu gibi bazılarında da yerli azınlıklar vardır. Etnik sorunlara uygulanabilir ve kalıcı çözümlerin bulunması ülkelerin varlığını ve barışını sürdürebilmeleri ve ayrıca azınlıkta veya çoğunlukta olan etnik gruplar arasındaki yaşam kalitesini yükseltebilmeleri için elzemdir. Hatta Avrupa’nın bütünleşme sürecin bile azınlıklar ve çoğunluklar arasındaki çözüme bağlı olduğunu iddia edebiliriz.” “1970lerden itibaren çok-kültürlülük bazı Avrupa ülkelerinde resmi politika olarak kabul görmüştür. Çok-kültürlülüğe tanımsal yada normatif bir çerçevede yaklaşabiliriz (Fleras, 2009; Miller, 2006). Tanımsal olarak çok-kültürlülük varolan kültürel çeşitliliği anlatır. Örneğin bir ülkedeki farklı etnik gruplara özgü farklı kültürel yapılar çokkültürlülük olarak tanımlanabilir. Tanımsal düzeyde, Türkiye de dahil tüm Avrupa ülkelerine çokkültürlü diyebiliriz. Ama çokkültürlülüğe normatif bir yaklaşımla, olması gerekenlerin (ideal olanların) belirlenmesi ve bunların düzenlenmesi çerçevesinde, baktığımızda değişik kültürlerdekiler arasındaki farklılığın yasal, toplumsal ve politik düzeyde tanınmasını ve vurgulanmasını isteyen bir ideoloji (düşlenen bir yaşam biçimi) veya bir politika ile karşılaşabiliriz. Bu noktada çok-kültürlülük idealizmi ile çok kültürlülük politikaları arasındaki farkı görmeliyiz. Çok-kültürlülük politikalarında çok-kültürlülük idealizminin etkisini görmemiz kaçınılmaz olmasına rağmen bir çok ülkenin (örneğin Almanya, Hollanda gibi) çok-kültürlülük idealizmini devlet politikası olmaktan çıkardığını ama hala bazı çok-kültürlülük politikaları uyguladığını görmemizde yarar var. Burada bir devlet açısından çok kültürlülük ideolojisi ve politikası arasındaki farkı şu şekilde açıklayabiliriz: çok-kültürlülük ideolojisinde kişilerin her şeyin üstünde kendilerini bir etnik grubun üyeleri olarak gördüklerini ve devlete de etniklik prizması çerçevesinde baktıklarını belirtmekte yarar var (Miller, 2006).

Devamını okumak için buraya tıklayınız.