Murathan Mungan “bu ülkenin resmi dini ikiyüzlülüktür” derken; Şevket Pamuk yolsuzluğun, düzenin kendisi olduğunu söylerken; Ayfer Tunç, bir ahlak buhranında yaşadığımızdan bahsederken; Gülse Birsel Yalan Dünya’daki kurgunun ve karakterlerin, ülkede olanlardan daha ciddi ve ahlaklı olduğundan dert yanarken; ve Hakan Günday Zargana’da “Matematiği kuvvetli değildi, fakat çıkarlarını hesaplamasını iyi bilirdi” cümlesini sarfederken farkında olmadan Türkiye’yi yıllardır yiyip bitiren ancak adı konulamayan bir kavramı tasvir ediyor aslında. Ben bu kavramın adını koyuyorum: Ahlaksız Büyüme

Ekonomimiz büyüdü; ahlaksızca; ve bir ahlaksız büyüme sürecinden diğerine sürüklenirken hepimizi bir kara delik misali içine çekerek. Ahlaksız büyüme kimimize erzak torbası, kimimize iş, kimimize maaş zammı, kimimize kömür yardımı, kimimize faiz rantı, kimimize arsa rantı, kimimize de sattığımız oylarımız karşılığı aldığımız para olarak döndü. Bu nedenle ahlaksız büyümeye göz yumduk toplum olarak. 1960’ta Aziz Nesin’in Zübük’ünü okuduk güldük; 1980’lerde Şener Şen’in Namuslu’da canlandırdığı Ali Rıza karakterine güldük; ve 1990’larda Kemal Sunal’ın Koltuk Belası’nda canlandırdığı Zühtü Kaya’ya güldük. Bunlara gülerken aynı zamanda düşündük, ama düşündüklerimiz konusunda hiç bir şey yap(a)madık. Kısa dönem getirileri uzun dönem getirilerin hep üzerinde tuttuk. Yalana, haksızlığa, hukuksuzluğa sırf bu kısa dönem kazançlar için dur diyemedik. Sonuçta hepimiz ahlaksız büyüme sürecinin bir parçası olduk.

Devamını okumak için buraya tıklayınız.